TEMEL SORUN: SENARYO
Dünyayı etkisi altına alan salgın sürecinde evlere kapanmak, daha önce izleme fırsatı bulamadığım pek çok yerli ve yabancı film ile diziyi izleme imkânı sağladı. Bu süreçte dikkatimi çeken en önemli noktalardan biri ise sinemanın giderek o büyülü etkisini ve anlatı gücünü yitirmeye başlaması oldu.
Bu durumun elbette birden fazla nedeni bulunmaktadır. Ancak öne çıkan başlıca sorunlar arasında senarist yetişmemesi, telif haklarına bağlı ekonomik sıkıntılar, senaristin çekim sürecine müdahil olması ya da yönetmenin mevcut koşullar nedeniyle hem senaristlik hem yapımcılık görevini üstlenmek zorunda kalması sayılabilir. Eğitim sürecinde, üniversitelerde ve atölyelerde bizlere öğretilen ideal üretim modeli; senaristin metni oluşturduğu, yapımcının projeyi değerlendirdiği ve yönetmenin bu metni kendi sinemasal diliyle yorumladığı bir yapı üzerine kuruludur. Ancak uygulamada bu düzenin çoğu zaman işlemediği, ticari kaygıların yaratıcı sürecin önüne geçtiği görülmektedir.
Elbette sinema ticari bir alandır ve üretilen her iş belirli ölçüde ekonomik karşılık üretmek zorundadır. Ancak asıl problem, ticari kaygının kendisi değil; zayıf bir senaryo üzerine kurulan yapımların bu kaygıyı da karşılayamamasıdır. Çünkü sağlam bir dramatik yapı kurulmadan üretilen bir film, hem sanatsal hem de ticari anlamda başarısızlığa mahkûmdur. Bu noktada yönetmenin rolü de belirleyicidir. Yönetmen, senaryoyu yalnızca uygulayan değil; onu yeniden kuran, yorumlayan ve derinleştiren kişidir. Ancak bu yorum gücü zayıf olduğunda, iyi bir metin dahi etkisiz bir sonuca dönüşebilmektedir.
Bu duruma ilişkin kişisel bir deneyimim de oldu. Bir kısa film atölyesinde, senaryo ekibi içinde yer alarak kolektif bir metin üretme sürecine dahil oldum. Yoğun tartışmalar sonucunda ortaya güçlü bir senaryo çıkmasına rağmen, yönetmenlik yaklaşımının yetersizliği nedeniyle ortaya çıkan film, beklenen etkiyi yaratamadı. Bu deneyim, sinemada yalnızca iyi bir metnin değil, aynı zamanda güçlü bir yönetmen bakışının da ne kadar önemli olduğunu gösterdi.
Nitekim sinema tarihinde bunun birçok örneği vardır. Jaws filmi, senaryosundan farklı bir yönetmenlik yaklaşımıyla yeniden şekillenmiş ve sinema tarihinin önemli yapımlarından biri haline gelmiştir. Bu durum, senaryonun tek başına yeterli olmadığını; ancak doğru yönetmenlik yorumu ile değer kazandığını açıkça ortaya koyar.
Günümüzde ise özellikle dijitalleşmenin etkisiyle insan ilişkilerinde yaşanan kopuş, yalnızlaşma ve psikolojik tükenmişlik gibi temalar sinemada daha sık işlenmektedir. Ancak bu temaların çoğu zaman yeterince derinlikli ele alınamadığı görülmektedir. Bunun temel nedeni, hem senaryo aşamasında hem de yönetmenlik yaklaşımında duygusal ritmin ve anlatı bütünlüğünün kurulamamasıdır.
Bu duruma örnek olarak Horizon Line gösterilebilir. Film, güçlü bir açılış sekansına sahip olmasına rağmen, devam eden sahnelerde dramatik bağın zayıflaması nedeniyle izleyicinin dikkatini kaybetmektedir. Karakterler arasındaki çatışmanın yeterince kurulmamış olması, seyircinin hikâyeyle bağ kurmasını zorlaştırmaktadır. Özellikle kadın karakterin motivasyonları belirsiz kalmakta ve bu durum anlatının etkisini azaltmaktadır.
Benzer bir sorun, Ağır Romantik için de geçerlidir. Tür açısından net bir konumlandırma sunamayan film, belirli bir noktadan sonra anlatı ritmini kaybetmekte ve izleyicide kopuş yaratmaktadır. Teknik imkânların günümüzde daha erişilebilir hale gelmiş olmasına rağmen, temel problemin hâlâ senaryo olduğu açıkça görülmektedir.
Bu noktada en önemli sorunlardan biri, nitelikli senarist yetiştirme konusundaki eksikliktir. Güçlü bir senaryo olmadan iyi bir film üretmek mümkün değildir. Aynı şekilde, tek bir kişinin hem senarist hem yönetmen olarak tüm süreci üstlenmesi, çoğu zaman anlatının zayıflamasına neden olmaktadır. Bu durum, yaratıcı sürecin kolektif yapısına da zarar vermektedir.
Sonuç olarak, sinemada karşı karşıya olduğumuz temel sorun teknik yetersizlikten çok anlatı yetersizliğidir. Bu nedenle çözüm, öncelikle senaryo yazım sürecini güçlendirmekten geçmektedir. Aksi halde, üretilen işler hem sanatsal hem de ticari açıdan beklenen karşılığı bulamayacaktır.
Bir sonraki yazımda sinema ve müzik ilişkisine değinmeyi planlıyorum. Bu noktada sizleri senaristlik, senaryo yazımı ve yönetmenlik üzerine yeniden düşünmeye davet ederek sözlerimi sonlandırıyorum.
Şenay Ertorun
28.10.2021
11:21
